Bilinmeyene Yolculuk

Serif Kaya Çınar  |   |    0

225

Yolculuklar her zaman insana farklı hissettirir. Nereye giderseniz gidin, kendi ülkenizden hatta şehrinizden ayrılmak bir miktar cesaret ister. Neyse ki çocukluğumuzdan itibaren ülkemizin her köşesi bize anlatıldı ve öğretildi. Ülkemizin göremediğimiz güzide köşeleri, değerleri, yiyecekleri sanki her birini ilk elden deneyimlemişçesine zihnimize kazındı. Bunu anlamak çok kolay, Sümela Manastırı’nı bilmeyeniniz var mı veya Kapadokya hakkında hiçbir fikri olmayan? İskender denilince aklında Bursa canlanmayan veya Mevlâna deyince, “Gel, ne olursan ol, yine gel.” Sözlerini düşünmeyenimiz var mı?

 

Bütün bunlar aslında kendi kültürümüz olarak gördüğümüz değerleri nesiller boyunca aktarabilmek için sistematik hale getirdiğimiz eğitim ve öğretim silsilesinin bir sonucu olarak hayat buluyor. Yani bizi biz yapan değerler. Oysa ki dünyada o kadar fazla ve farklı kültür var ki, çocukluk ve ilk gençlik yıllarımız boyunca sadece kendi değerlerimizi öğrenmeye çalışırken (Ki eminim kendi coğrafyamızı, bu bölgenin çıkardığı değerleri, tarihimizi öğrenmek için bir değil bin ömür yetmez), dünyadaki diğer kültür ve değerlerin neredeyse hiçbirini tanıyamıyoruz. Bu varsayıma itiraz edenlerinizin olacağını elbette biliyorum, çoğunuz Amerikan değerlerini biliyorsunuz veya Avrupa ülkelerinde yaşamın nasıl olduğunu. Ama bunlar, “Diğer” olarak adlandırdığımız ve hakkında genel bilgilere bile sahip olmadığımız kümenin sadece ufacık bir kısmını oluşturuyor. “Diğer”e karşı hissedilen bilinmezlik de insanları kimi zaman ondan korkmaya itiyor. Ama korkuları aşmak ve diğer olanı bu kümenin içinden çıkarmak için de onu keşfetmek yani korkuların üzerine gitmek gerekiyor.

 

Girişimcilik Vakfı işte tam da burada devreye girdi benim için. Çoğunuzun deneyimlediği gibi ben de Avrupai ve Amerikan yaşam tarzlarını nasıl olduğunu kısmen biliyor ve bu coğrafyalar hakkında çok büyük bir yabancılık çekmiyordum. Peki ya Dünyanın geri kalanı? Çin, Güney Amerika, Rusya… Hatta çok da uzağa gitmeden, doğudaki komşularımız, aynı imparatorluk altında yüzyıllar geçirdiğimiz memleketler… Onları neredeyse hiç tanımıyordum. Oysa ki onlar da bundan 150 yıl önce “Biz” olarak nitelendirdiğimiz yelerdi. Şimdiyse çok uzak ve “Diğer” olmuşlardı. İşte bu memleketlerden biri de bu yazı dizisine ev sahipliği yapacak ülke: İsrail.

 

jerusalem-banner

 

Bir anda bu yazıya karşı tavır almanızı istemem, zira son yıllarda en çok diğerleştirilen ülkelerden biri İsrail.  Ama gerek Osmanlı Devleti tarihi boyunca gerek öncesinde gerekse modern Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Yahudiler ve Türkler beraber yaşamış ve birbirileriyle iyi ilişkiler kurmuş iki millettir. En çok bilinen örneklerden bazılarını hatırlatayım: 1492 yılında Ferdinand tarafından İspanya’dan kovulan Yahudilere 2. Bayezid kucak açmıştı.  İspanya ve Portekiz’den kovulan, uzun ve tehlikeli yolculuktan sonra varlıklarını da yitirerek Osmanlı topraklarına varan Yahudiler, II. Beyazıt tarafından hoşgörü ile karşılanmış, bunun yanı sıra Yahudilerin belirli konularda teknolojik bilgi içeren işgücü sıkıntısını gidereceği de düşünülmüştü. Nitekim Yahudiler kısa sürede teknik, mali, idari mevkilere atandılar. İbrahim Müteferrika’dan 2 asır önce matbaayı İstanbul’a getrdiler. Yahudiler ve Osmanlı arasındaki sıkı ilişkiler, Yavuz Sultan Selim Suriye, Filistin ve Hicaz bölgelerini ele geçirdikten sonra başka bir boyut aldı ve Sultan Yavuz Yahudiler’in Kudüs bölgesine yerleşmesine izin verdi. Hatta şimdi söylendiğinde çoğu kişinin “Yok canım!” diye karşılık vereceği bir bilgi de Yavuz Sultan Selim’in saray hekimbaşısı olarak Josef Amon’u atamış olması. İmparatorluk yıllarında böyle sıkı geçen ilişkiler modern Türkiye dönemine de yansıdı. Nazi Almanya’sının zulmünden kaçan yüzlerce Yahudi Türkiye’ye sığındı. Hatta azımsanmayacak bir akademisyen kadrosu bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün de çabaları ile Türkiye’deki Üniversitelere yerleştirildi ve akademide önemli gelişmelere ve ilerlemelere imza attı.

 

Şimdi, size bu konuda az da olsa birtakım bilgiler verdiğimi ve önyargılarınızı yıkmak konusunda birtakım adımlar atabildiğimi düşünüyorum. İleri araştırmaları da size bırakıyorum.  Önümüzdeki yazılarda Girişimcilik Vakfı ile İsrail’e yaptığım geziden, Girişimcilik ekosisteminin Ortadoğu’daki kalbi sayılabilecek Tel Aviv’de başımdan geçenlerden, İsrail ekonomisinden ve dayandığı temellerden ve tabi ki 3 dine ev sahipliği yapan Kudüs şehrinden bahsedeceğim. Keyifle okumanızı diliyorum.

 

 

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

Devamını oku:
Game-Theory-Paper-Matrix-Final1
Siz Hala Oyunlaştıramadıklarımızdan Mısınız?

"Sorunları yaratan bakış açısı ve düşünme biçimiyle, o sorunları çözemezsiniz; onun için yeni bakış açılarına ihtiyacınız vardır". Albert Einstein

Kapat